Gölge Değil Işık Olan Kadınlar Serisi - 5
Dorothea Tanning, sürrealizmden büyük ölçüde etkilenen güçlü erken dönem resimlerinden olağanüstü doldurulmuş tekstil heykellerine kadar uzanan yetmiş yıllık kariyeriyle Amerikalı bir ressam, heykeltıraş, yazar ve şairdi.
Sıklıkla sürrealist bir sanatçı olarak tanımlansa da, 1940`lardan sonra Tanning sürrealist temalardan uzaklaştı ve kendi kişisel tarzını geliştirdi. Tek başına yirminci yüzyılın büyük bir bölümünde sanat kariyerini sürdürdü.
İsveçli göçmen bir aile olan Andrew Peter Tanning ve Amanda Marie Hansen`in üç kızından ikincisi olarak 25 Ağustos 1910`da Amerika`da Illinois eyaletinin Galesburg şehrinde doğdu. O zamanlar `Dottie` olarak bilinen Tanning, on altı yaşında Galesburg Kütüphanesi'nde kütüphane asistanı olarak çalışmaya başladı.1928`de yerel bir liberal sanatlar kurumu olan Knox Koleji`nin eğitimine başladı ardından 1930`da Chicago`ya taşındı ve Chicago Sanat Akademisi`ne kaydoldu. Ancak orada sadece üç hafta eğitim gördü ve sonrasında büyük ölçüde kendi kendini yetiştirmiş bir sanatçı oldu.
1935`te Tanning, New York`a taşındı ve 1940`ların başlarına kadar Macy`s Mağazası ve diğer müşteriler için reklam tasarımlarını yaparak serbest illüstratör olarak çalışmaya başladı. Aralık 1936`da, Eileen Agar, René Magritte, Max Ernst, Meret Oppenheim, Marcel Duchamp ve Luis Aragon gibi sanatçıların eserlerinin yer aldığı, Alfred H. Barr Jr.`in çığır açan `Fantastik Sanat, Dada, Sürrealizm` sergisini Modern Sanat Müzesi`nde ziyaret etti. Orada gördüğü sürrealist eserler Tanning üzerinde derin bir etki bıraktı ve eserleri sergilenen sanatçılara karşı bir yakınlık duydu.
![]() |
| Max Ernst - Dorothea Tanning |
1942`de eşinin sergisi için sanatçı arayışında olan Max Ernst ile stüdyosuna ziyareti sırasında tanıştılar. Tanning`in o sıralarda üzerinde çalıştığı bir otoportresini görmüş ve ona birthday (doğum günü) ismini vermesini önermişti. Tanning iyi bir satranç oyuncusuydu aynı zamanda ve stüdyosunda satranç tahtasını gören Ernst ona satranç oynamayı teklif eder, saatlerce süren bu oyun sırasında birbirlerine aşık olurlar ve bir hafta sonra Ernst, Tanning`in dairesine taşınır. Amerika`da birlikte yaşayan çift 1946 yılında resmen evlenirler. Bu yıllarda Misafir Odası, Kuyruklu Yıldızlar Hakkındaki Gerçekler, Küçük Bir Gece Müziği, Aniden Sevinçle Dolu İç Mekan, Uykusuzluklar, Palaestra, Timur, Uzaklarda gibi eserlerini resmetti. 1956`da Dorothea ve Max Fransa`da yaşamayı ve çalışmayı seçtiler. Bu dönem Dorothea için yumuşak heykel alanında yoğun 5 yıllık bir macerayı da içeriyordu.
Max Ernst ile evliliği, Tanning`in kariyeri boyunca üzerine yapışan "Max Ernst`in Eşi" etiketine karşı verdiği amansız savaşın da başlangıcı oldu. Tanning, evlilik soyadını kullanmayı reddetti ve her zaman kendi adıyla imza attı. Ernst ile olan ilişkisini bir hiyerarşi değil, entelektüel bir ortaklık olarak konumlandırdı. Hatta Tanning, Ernst`in sanatını doğrudan etkilemiş, ona yeni teknikler ve bakış açıları katmıştır. Tanning bir röportajında şöyle demişti; "Ben Max Ernst ile evliydim ama o benimle evli değildi." Bu cümle, onun bireysel kimliğini koruma konusundaki keskin ve ironik tavrının en net özetidir. Açıklamak gerekirse; Tanning, bir kadın olarak bir erkeğin eşi olma sıfatını (toplumsal bir gerçeklik olarak) taşımak zorundaydı; bu etiket onun üzerine yapıştırılmıştı. Ama Max Ernst için durum farklıydı. Ernst hiçbir zaman Dorothea Tanning`in kocası olarak anılmadı. O her zaman sadece `Büyük Sanatçı Max Ernst` idi. Onun kimliği, evliliğiyle gölgelenmedi veya tanımlanmadı.
Tanning`in her şeyden çok nefret ettiği şey bir etiketti. "Sanatçının eşi", "sürrealist", "Kadın Ressam"... Eleştirmenlerin, ne kadar iyi niyetli olurlarsa olsunlar, onu sınıflandırmaya çalıştıkları tüm yolları reddetti. 2002`deki bir röportajda söylediği gibi, sürrealist olarak adlandırılmak onu `bir fosil gibi` hissettiriyordu; eserlerinin tamamen kadınlardan oluşan sergilere dahil edilmesine, orada `gettoya` atılacağı korkusuyla karşı çıkıyordu. Ayrıca, kadınlığı açısından analiz edilmeyi ve "kadın sanatçı" kategorisinde etiketlenmeye şiddetle karşı çıkmasıyla bilinirdi. Onun için sanatın cinsiyeti yoktu ve bu ayrım, kadınları `diğer` kategorisine iten bir sınırlamaydı. Bu duruş, günümüz feminist sanat kuramında, toplumsal cinsiyet hiyerarşilerini reddeden radikal bir pozisyon olarak okunur. Ve yine başka bir röportajda "kadın sanatçı` söylemine karşı şu tepkiyi verir; `Kadınlar kelimesini bu kadar çok kullanmasınız keşke. `Kadın Sanatçılar`... Böyle bir şey yok - ya da böyle bir kişi yok. Tıpkı `Erkek Sanatçı ` veya `Fil Sanatçı ` terimleri gibi!
Onun 1942 tarihli ünlü otoportresi Birthday (doğum günü), feminist bir okuma için paha biçilemezdir. Yarı çıplak, göğüsleri açık ve eteği kök salmış bir figür olarak kendini resmeden Tanning, kadını sadece bir `ilham perisi` olmaktan çıkarıp, kendi dünyasının mutlak yaratıcısı konumuna taşır. Açık kapılarla dolu koridor, kadının önündeki sınırsız olasılıkları ve aynı zamanda ev içindeki klostrofobiyi simgeler.
Sanatçı, bedeni idealize etmek yerine onu `yumuşak heykellerinde` olduğu gibi biçimsiz, bazen çirkin veya rahatsız edici formlara sokarak, erkek bakışının estetik beklentilerini boşa çıkarır. Tanning`in bu yaklaşımı, kadının sadece biyolojik veya toplumsal bir kalıba sığdırılamayacağını, sanatın ise bu kalıpları kırmak için en güçlü araç olduğunu kanıtlar.
Dorothea Tanning`in sanat kariyerine başladığı ve yükseldiği dönemde özellikle 1930`lar, 40`lar ve 50`lerde kadın sanatçılara (!) bakış açısı oldukça kısıtlayıcıydı ve sanat dünyası derin bir erkek egemen yapıya sahipti. Dönemin kadın sanatçıları, hayattayken sergilere katılsalar bile sanat tarihi yazımı sırasında genellikle gözardı edildiler. Tanning gibi pek çok sanatçı, geleneksel eğitim sistemlerinin kadınları kısıtlayan yapısı nedeniyle kendi kendini yetiştirmek zorunda kalmıştır. Sürrealizmin kurucu manifestolarında (örneğin 1924 manifestosu) hiçbir kadın sanatçınıbulunmaması, hareketin başlangıçtaki dışlayıcı tavrını göstermektedir. Tanning ve çağdaşı olan Leonora Carrington, Remedios Varo gibi sanatçılar; kadın bedenini ve ruhunu erkeklerin kurguladığı `arzu nesnesi` halinden çıkarıp kendi hikayelerinin anlatıcısı haline getirerek bu yerleşik algıyı yıkmışlardır.
Max Ernst 1 Nisan 1976`da oldu ve Dorothea yalnız bir gelecekle karşı karşıya kaldı. 1970`lerin sonlarında ABD`ye döndü ve hâlâ resim yapmaya devam etti. Uzun zamandır hissettiği yazma dürtüsüne teslim olup şiir yazmaya başladı. Şiirleri o zamandan beri bir çok edebiyat dergisinde ve 2002 ile 2005`in en iyi şiirleri seçkilerinde yer aldı. Yayınlanmış eserleri arasında iki anı kitabi, bir şiir koleksiyonu ve bir roman bulunmaktadır. Dorothea Tanning 31 Ocak 2012`de New York`taki evinde vefat etti. 101 yaşındaydı ve henüz yeni ikinci şiir kitabi yayımlanmıştı.
Sürrealizm, Dorothea Tanning`in 1930`lardan 2012`deki ölümüne kadar olan kariyerini yönlendiren itici güçtü. Ona, günlük gerçekliğin ötesine geçerek keşfettiği alternatif bir dünya sundu. Başta yağlı boya olmak üzere grafit, kolaj, litografi, gravür, suluboya, kumaş ve yün enstalasyonları ve yumuşak heykeller gibi farklı teknikler kullanarak çok yönlülüğünü ve sınırsız yaratıcılığını ortaya koydu. Hiçbir kalıba sığmadı, üzerine yapıştırmaya çalışılan hiçbir etiketi kabullenmedi. O, Max Ernst`in eşi ya da sürrealizm akımının bir üyesi olmanın çok ötesindeydi. Sanatı aracılığıyla kadının bilinçaltındaki karanlık köşeleri, bastırılmış cinselliği ve evcil hayatın yarattığı gerilimi cesurca sergiledi. Onun mirası bize kadın deneyiminin ne kadar katmanlı ve evrensel olabileceğini hatırlatıyor.








Hiç yorum yok:
Yorum Gönder