Gölge Değil Işık Olan Kadınlar Serisi - 2
Milena Jesenská 10 Ağustos 1896`da Prag`da orta sinif bir aileden gelen utangaç zengin bir kızla evlenmiş genç ve yoksul bir doktorun kızı olarak dünyaya geldi. Gazeteci, feminist ve direniş savaşçısıdır. Franz Kafka ile sadece bir ilişki içinde olmaktan öteydi. Prestijli bir lisede okurken Prag`daki edebiyat camiasına dahil oldu. Çek ve Alman toplulukları arasındaki uçurumu aşmaya istekli nadir kişilerden biriydi.
Milena, yalnızca Franz Kafka`nın mektuplarındaki bir muhatap değil; kendi başına güçlü bir entelektüeldi. Kafka`nın eserlerini Çekce`ye çevirerek onun Orta Avrupa`da tanınmasında önemli rol oynadı. Milena`nın asıl önemi Kafka`yla kurduğu ilişkiyi aşar. 1920`ler ve 30`larda gazetecilik yapan Jesenská, özellikle kadınların gündelik hayatı, yoksulluk, yabancılaşma ve yükselen faşizmin üzerine cesur yazılar kaleme aldı. Nazizmin tehlikesini erken fark edenlerden biri oldu ve Yahudilerin ülkeden kaçmasına yardım ettiği için Gestapo tarafindan tutuklandı.
Milena, duygusal zekâsı, ahlâkî cesareti ve politik berraklığıyla, entelektüel sorumluluğun ne anlama geldiğini gösteren bir figür oldu. Onu önemli kılan da buydu, "bir büyük yazarın hayatındaki kadın" olarak sınırlandırılamayacak o cesur kadın karanlık zamanlarda susmamayı seçmişti.
Milena`nın anılarında babası annesinden çok daha büyük bir rol oynuyordu. Babasına duyduğu nefret dolu sevginin kökleri süphesiz ki ilk çocukluk anılarında aranmalıdır. İnatçı ya da arsız olduğu zamanlar babası onu sık sık dövmekteydi. Milena`nin iradesini kırmak, ona kendi düşüncelerini empoze edebilmek icin akıl almaz zorbalıkta yöntemler kullanırdı. Derinliği olan, izi silinmez acılar ve asla unutulmayacak yaşantıların hepsi babasıyla ilgiliydi.
Babası, 'Ordinaryüs Profesör' olarak Prag`daki Karl Universitesi`nde ders veren Dr. Jan Jesensky, Prag`in en şık sokaklarından biri olan Ferdinand Sokağı`ndaki dişçi muayenehanesi sayesinde zengin bir adam olmuştu. Çene cerrahisi alanında yaptığı ün ve kurduğu bilimsel ekol günümüze kadar gelmiştir.
Annesi, uzun yıllar hasta yattı. Pernisiyöz anemiye yakalanmıştı. Milena on yaşında olmasına rağmen babası nöbeti devralana kadar annesinin yanında kalmaktaydı. Bu da çoğunlukla gece yarılarına kadar sürerdi. Sonunda babası kumardan ya da kız arkadaşlarının yanından keyif içinde döner gelirdi. Milena annesini her zaman şefkatle sevmişti ama artık körpe bedeni isyan halindeydi, sinirleri bozulmuştu. Yavaştan çürümekte olan annesinin acıları öylesine ıstırap vericiydi ki, Milena annesinin ölümünü bir kurtuluş olarak görmüştü. Annesi öldüğünde Milena 13 yaşındaydı.
Milena 15 yaşına geldiğinde şaşırtıcı bir beceriyle büyüklerin düzeyine çıkabiliyordu. Erken olgunlaşmasında babasıyla sürekli catişmasının ve var gücüyle ondan kendini kurtarma çabalarının bir rolü olmuştu. Ve belki yine bu sebeple kitaplara sığınmıştı. O yaşlarda Milena tam bir kitap kurduydu. Özellikle Knut Hamsun, Fyodor Dostoyevsky ve George Meredith`in romanlarını sever ama Leo Tolstoy, Roman Jakobson, Thomas Mann da okurdu.
Lise mezuniyetinden sonra babası Milena`nin tıp okumasını istedi. Milena birkac sömestr sonra tıp tahsilini bıraktı. O zamanlar Milena`nin çevresinde bir kadının meslek öğrenmesi hiç de olağan değildi. Onun gibi Pragli burjuva kızları evlenirlerdi, evlenene kadar da onlara babaları bakardı. Ancak Milena otoriter ve kontrolcu babasından uzaklaşıp kendi kimliğini bulmak istiyordu. Edebiyat ve entelektüel çevrelere ilgi duyuyordu ve karşısına Ernst Pollak çıktı.
Yahudi yazar Ernst Pollak ile başlayan ilişkisi, son derece vatansever babasını öfkelendirdi ve onu dokuz ay boyunca bir akıl hastanesine yatırdı. Serbest bırakıldıktan sonra Jesenská, 1918`de Pollak ile evlendi ve babasıyla tamamen bağını kopardı. Çift evlendikten sonra Viyana`ya taşındı. Bu kararı verirken oldukça zorlanmış olmalı çünkü Prag`ı bütün kalbiyle seviyordu. O kötü Viyana yıllarında Milena kendi ayakları üzerinde durabilmek için her yolu denedi. Ama elinde mesleği yoktu, hiçbir eğitimini tamamlamamıştı. İlk gelir kaynağı Çekce dersleri vermek oldu. Kocası ona mutfak masrafları için hiç para vermediğinde sıkıntıya düşmüş, zor durumda kaldığından Viyana garına gidip yolcuların bavullarını taşımaktan bile çekinmedi. İş hangi türden olursa olsun onun kendine olan güvenini sarsmazdı; onu yıldıran ruhsal ıstıraplardı. Babasının onu reddetmiş olmasını ve Ernst Pollak`ın gün geçtikçe artan aşağılamalarını kaldıramıyordu. Yeteneklerine uygun bir faaliyete girerek Çekce`ye çeviriler yapmaya başlayıp ilk makalelerini yazdı.
Milena, 1920`de Viyana`dayken Prag`da yayınlanan bir gazete için moda muhabiri olarak gazeteciliğe başladı. Bu süre zarfinda Kafka`nın birkaç öyküsünü okudu, bütün hayatı boyunca derin bir saygıyla anacağı yazarın büyüklüğünü daha o zaman fark etmişti ve ona mektuplar yazarak bunları Çekce`ye çevirmeyi teklif etti. Bu, aralarında çoğunlukla mektup yoluyla gerçekleşen, ancak birkaç kez yüz yüze görüştükleri son derece samimi bir yazışmanın başlangıcı oldu. Viyana yıllarındakı mutsuzluğu içinde Kafka`nın eserlerine derinden bağlanmış olmalı. Ancak Kafka ile aralarındaki ilişkinin bir geleceği yoktu ve sonunda hem ilişkileri hem de yazışmaları sona erdi. Bu ilişkideki ihtirası ve trajik bir biçimde bastırılmasını, Kafka`nın elde kalan mektuplarından öğrenebiliyoruz.
Milena Jesenská`nın Pollak ile evliliği son derece mutsuz bir evlilikti ve 1924`te ondan boşanıp Prag`a geri döndü. 1927`de Jaromír Krejcar ile evlendi ve bir yıl sonra Jana adında bir kızı oldu. Bu süre içinde gazetecilik kariyeri gelişti. Tanınmış ve saygın bir gazete olan Pritomnost`un (Simdiki Zaman) editörü oldu. Bu donemde hem Jesenska hem de yazilari daha politik bir hal aldi (ilk makalelerinden birinde, Nasyonel Sosyalizm`den kaçan Alman göçmenlerin Prag`a nasıl geldiğini anlatır.) ve Komünist Parti`ye katıldı ancak daha sonra Stalinist Komünizmi'nden ve 1936`da Sovyetler Birliği`nde gerçekleşen bir kaç "göstermelik davadan" hayal kırıklığına uğrayarak partiden ayrıldı. Daha doğrusu Stalinizmi eleştirdiği için partiden ihraç edildi.
![]() |
| Pritomnost (Simdiki Zaman) Dergisi |
1930`larda Nazi Almanyası`nın Çekoslovakya üzerindeki baskısına odaklandı. Sudet topraklarına seyahat etti. (Sudetenland - 1. Dünya Savaşı sonrası kurulan Çekoslovakya`nın kuzey ve batı sınırlarında Alman nüfusun yoğun yaşadığı dağlık bölgedir.) Hem Nazizmin orada nasıl yükselişte olduğunu hem de nasıl direniş gösterildiğini haberleştirdi. Naziler 1939`da ülkeyi işgal ettiğinde, mültecilerin güvenli bir şekilde ülkeden çıkmasına yardımcı olan bir direniş hareketinin başına geçti. V Boj (Savaşa Doğru) isimli yasadışı bir dergi için çalışır, Komünist parti yetkililerine sığınak sağlar ve tehlikede olan insanlar için kaçış yolları ayarlar.
1939 yılının Kasım ayında Milena tutuklandı ve kadınlar için kurulan Ravensbrück toplama kampına gönderildi. Orada Margarete Buber-Neumann ile tanıştı ve arkadaş oldu. Kampın sert koşulları Jesenská`yı hasta etti ve 17 Mayıs 1944`te 47 yaşındayken hayatını kaybetti.
Milena Jesenská, edebiyat tarihine çoğu zaman "Kafka`nın Kadını" ya da "Kafka`nın mektuplarındaki kadın" olarak sıkıştırılır. Oysa bu tanım, Milena`yı anlatmak bir yana, onu görünmez kılar. Çünkü Milena aslında kendi çağını aşan, bağımsız, politik ve cesur bir kadındı. Gazeteciydi. Çevirmenliğin ötesinde metinleri dönüştüren, anlamı yeniden kuran bir zihne sahipti. Yazılari keskin, gözlemleri sertti. Toplumsal adaletsizliklere, yükselen faşizme ve ataerkil düzene karşı açıkca söz aldı, bedel ödemekten kaçınmadı. Nazilere karşı duruşu nedeniyle Ravensbrück toplama kampında hayatını kaybetmesi bile tek başına onun kim olduğunu anlatmaya yeter.
Yine onu en iyi anlatacak olan kişilerden biri olan Margarete Buber-Neumann Milena`yı anlatan "Milena-Kafka`nın Kadını" kitabının önsözünde şunları yazar; "Milena Jesenská`ya yalnızca Franz Kafka`nın sevgilisi gözüyle bakmak haksızlık olur. Milena olağanüstü bir insandı; gençliğinde burjuva ahlâk anlayışına karşı çıkan, zor yaşamı boyunca aşırı bireyselciliğini bir kenara bırakıp toplumsal ve siyasi sorumluluk duygusuyla hareket etmesini bilmiş, olağanüstü bir insan. Ülkesi Bohemya`nın boyunduruk altına alındığı günlerde düşünce özgürlüğü için savaşacak gücü ve yılmaz bir cesareti vardı."
Milena Jesenská`nın yaşadığı dönemde özellikle 1910-1930 arası Orta Avrupa`da kadınlara yönelik toplumsal bakış derin biçimde sınırlayıcı, denetleyici ve ikiyüzlüydü. "Ideal Kadın" tanımı cok dardı. Kadından beklenen şey; itaatkâr eş, fedakâr anne, sessiz destekçi olmalarıydı. Entelektüel merakı olan, politik, fikir beyân eden ya da bağımsız yaşamak isteyen kadınlar "sorunlu", "ahlâksız" ya da "dengesiz" diye etiketlenirdi. Milena gibi yazan, çeviri yapan, açık fikirli ve özgür kadınlar normun dısişındaydı. Kadınlar gazetecilik yapabiliyordu ama coğunlukla; moda, ev hayatı, "kadinca duygular" gibi alanlara sıkıştırılıyorlardı. Milena ise yoksulluk, sınıf eşitsizliği, faşisizm, ahlâkî sorumluluk gibi "erkek isi" sayılan konularda yazıyordu. Ve Milena`nın özel hayatı özellikle Kafka`yla ilişkisi onun entelektüel üretiminin önüne geçirilerek sürekli didiklendi.
Milena, Kafka`nın metninin bir parçası haline getirildi, kendi metniyle var olmasına izin verilmedi. Kültürel hafıza politik kadınları değil melankolik erkek dehaları daha kolay romantize eder. Milena Jesenská; Kafka`nın gölgesinde kaldığı için değil, bilinçli olarak gölgede bırakıldığı için bugün hâlâ "Kafka`nın Kadıni" olarak anılıyor. Kafka ile ilişkisi elbette önemlidir ama bu ilişki Milena`yı tanımlamaz. Bugün onu anmak romantik bir hikayeyi tekrar etmek değil; cesareti, düşünsel gücü ve direnişi hatırlamaktır. Kafka`yı etkileyen, onunla eşit düzeyde entelektüel bir bağ kurabilen bir kadındı Milena. İlham alan değil, ilham veren taraftı...
Franz Kafka'nın Milena'ya yazdığı mektuplar kitap pdf'si (ıngılızce) : https://www.kkoworld.com/kitablar/frans_kafka_milenaya_mektublar-eng.pdf
Milena, gerçekten bir özne midir, yoksa Kafka’nın yazısında üretilmiş bir imge mi? Linkteki inceleme yazısını okuyabilirsiniz

.jpg)
.jpg)


.jpg)


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder